Amerika'da Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika'da Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2013 Pazar

Amerika'da doğum yapmak

Amerika'da çocuk doğurmanın eskiden beri bir cazibesi vardı. Amerikan hükümeti bu ülke sınırları içinde doğan çocuğa - anne babanın yasal durumuna bakmaksızın- vatandaşlık veriyor ve geçmiş yıllarda Türkiye'den Amerika'ya bu yönde yoğun bir ziyaretçi akını yaşanıyordu. Bu kimselerin ekserisini sanatçılar ve maddi durumu iyi kimseler oluşturuyordu. Şimdilerde Amerika'da yaşayan Türk nüfusu arttığı için burada yaşayan Türklerin de doğan çocukları otomatikman Amerikan vatandaşı oluyor. Amerika çifte vatandaşlığa müsaade ettiğinde çocuk hem Türk hem de Amerikan vatandaşı olabiliyor.
Çocuğun vatandaş olması kısa vadede anne babaya yasal açıdan herhangi bir kolaylık sağlamıyor. Ancak, 18 yaşından sonra çocuk dilerse anne ve babasını yanına alabiliyor. Ayrıca, Amerika'da doğan çocuğun hemen her türlü kolaylıktan yararlandığını, ailesinin devlet yardımı aldığını ve çocuğun besin ihtiyaçlarının ücretsiz olarak karşılandığını belirtelim. Amerika'da doğmamış bir çocuğunuz varsa bu masrafları cebinizden karşılamanız olası.
Amerika'da doğum yapmak isteyen Türk vatandaşları arasında turist vizesiyle doğuma yakın ülkeye giriş yaparak çocuklarının Amerikan vatandaşı olmaları için uğraşanlar var. Normalde hamile olan bir bayan, vize almakta ve uçağa binmekte bir takım engellemelerle karşılaşabilir. Ama neticede başarılı olanlar da yok değil. Amerika'da doğum yapmak Türkiye'ye kıyasla oldukça masraflı. Sağlık sigortası olmayan bir kimse 2 gecelik hastanede konaklama ve doğum yapma sonrasında 20 bin dolar gibi uçuk bir faturayla karşılaşabilir.
Sağlık sigortasının türüne göre bu masraf belli oranda karşılanabilir. Sigortası olmayanlar da kimi zaman yardım kuruluşlarından maddi yardım talebinde bulunuyorlar ya da en kötü ihtimal faturayı aylara bölüp taksit taksit ödüyorlar.

Amerika'da çocuk sahibi olmak

10 Ocak perşembe günü itibariyle artık ben de bir babayım. Zorlu geçen bir sekiz ayın sonunda yavrumuza kavuşabildik. Neler yaşadık neler... Merak edenler için Amerika'da çocuk sahibi olmak üzerine bir yazı dizisi hazırlayıp burada yayınlamak düşüncesindeyim. Kafamdaki başlıklar söyle:
 
Doğum öncesi hazırlıklar
Hastane ve doktor seçimi
Sigorta ve doğum masrafları
Doğum esnasında yaşananlar
Doğum sonrası çocuk bakımı
 
Fırsat buldukça bu başlıklar altında bir şeyler karalamak niyetindeyim.

16 Aralık 2012 Pazar

Connecticut'taki okul saldırısı üzerine

Evet Amerika bir kez daha başka bir toplu katliamla sarsıldı, yıkıldı ve bir kez daha silahlanma konusunu tartışır oldu. Derin analizlere girip olayın nedenlerini irdelemek yerine, insanların bu olay sonrası neleri konuştuğunu biraz özetlemek istiyorum.
 
Silahlanma karşıtları: Amerika'da kişisel silahlanma hürriyeti anayasanın ikinci maddesi (Second Amendment) ile güvence altına alınmış durumda. Gelin görün ki, bu hürriyet artık öyle bir hale gelmiş durumda ki artık başka insanların güven içinde yaşama hakkını gasp eder olmuş. Bu yüzden silahlanma ile alakalı tepkiler bence oldukça yerinde hatta geç bile kalınmış denebilir. Öyle ki, amerika'da ehliyeti olan herhangi bir kimse köşe başındaki bir dükkandan rahatlıkla silah satın alabilir. Geçtiğimiz günlerde internet üzerinden televizyon siparişi veren bir adamın evine kargoyla yanlışlıkla uzun namlulu bir silah gelmişti ve kamuoyu uzun süre bu yanlışlığın nasıl yapıldığını tartışmıştı.
 
Akıl hastalarıyla alakalı takıntısı olanlar: Bu grup, amerika'da akıl sağlığı yerinde olmayan kimselerin daha ciddi bir biçimde tedavi edilmesi gerektiğini, bu yüzden bu tür kimselerin gözetim altında tutulması ve diğer insanlarla birlikte yaşamaması gerektiğini savunuyor. Amerika'da akıl sağlığı yerinde olmayan binlerce insanın nasıl kontrol altında tutulabileceği de ayrı bir tartışma konusu.
 
Okullarda güvenliğin arttırılmasını savunanlar: Olay küçük ve güvenli olarak bilinen bir kasabada gerçekleşti, okulun da güvenliği aslında hiç de yok değil. Problem, olayı gerçekleştiren kimsenin müdür dahil herkes tarafından tanına ve güvenilen biri olması. Amerika'nın pek çok yerinde okullarda herkes güvenlik taramasından geçiyor binaya girmeden önce. Ancak görünen o ki bu da yeterli değil.
 
İnsanlar neden oldu, nasıl oldu tartışadursunlar, herkesin ıskaladığı ve kabul etmek istemediği bir gerçek de bu tür bir olayın artık dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşebilme olasılığı. Neticede boşanmalar, aile içi  travmalar, psikolojileri olumsuz yönde etkileyen yayınlar ve en kötüsü de internet artık hemen her toplumda var olan ve uzun vadede ciddi problemler ortaya çıkaran sorunlar olarak karşımızda duruyor. Aile kavramını yerli yerine oturtmadan, kişilik problemlerin ve sosyal vakaları çözmenin de işte bu yüzden mümkün olmayacağına inanıyorum.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Amerikanın Seçimine Dair Kısa Bir Değerlendirme

Hatırlayacak olursanız, bundan iki hafta kadar önce Obama mı Romney mi? diye sormuş, seçimleri kılpayı da olsa Obama alır demiştim. Ama bu kez zorlanacak gibi diye de belirtmiştim. Dün akşam bir ara "yoksa Romney mi" diye endişelenirken batı eyaletler imdada yetişti ve Obama seçimin galibi oldu. Seçimlerle alakalı bir kaç anekdot aktarmadan geçemeyeceğim:
  • Seçimleri yüzde 50 oyla Obama kazanınca kimse kalkıp da, "kardeşim bu nasıl demokrasi sadece yüzde 50'yle seçim mi kazanılırmış hazımsızlığına girmedi. Hatta, Obama benim devlet başkanım değil, ben seçmedim küstahlığı da yaşanmadı. Onu da geçtim, Romney kaybettiğini öğrenir öğrenmez "ülkemiz zor günlerden geçiyor, bu yüzden başkan Obama'ya destek olmalıyız" türünden açıklamalar yaptı.
  • Seçim zaten başlı başına ilginç bir olay. Başkanlık sistemi olduğu için Türkiye'deki sistemle birebir mukayese etme imkanı da yok. Ancak bu seçimlerde, Türk medyasının da yoğun ilgisinden olsa gerek biraz da sistemin nasıl işlediğine muvaffak olduk gibi gözüküyor.
  • Seçimleri internetten canlı yayınlayan bir Amerikan kanalı bulmakta zorlandığım için, AlJazeera'yi izledim ve hiç de pişman olmadım. Adamlar Doha'dan yayın yapıyor olmalarına karşın kurdukları onlarca canlı bağlantıyla sanki Amerika'nın içinden seçimi aktardılar. Bence büyük bir televizyonculuk deneyiminden yüz akıyla çıktılar.
  • Seçmenlerin sabahın erken saatlerinde sandık merkezlerine akın ettiklerini görmek keyifliydi. Resim çekme şansım olmadı ama, siyah vatandaşların Obama'ya sahip çıkması önemliydi. Son iki seçimdir Amerikan seçmeni katılım oranıyla rekorlar kırıyor.
  • Sandık merkezlerinin kilise, apartman kompleksi gibi yerlerde olması da önemli bir ayrıntıydı benim için. Türkiye'de camide oy kullanalım dense kopacak kıyameti hayal bile edemiyorum.
  • Philadelphia'da yüzde 90'a varan katılım olmasını rakip partililer seçimlere hile mi karıştı diye yorumlamışlar. Orasını bilemem ama Amerika'da bile seçimlerde hile konuşuluyorsa Türkiye hiç artislik yapmasın derim ben.
  • En nihayetinde, Barack Hussein Obama yeniden başkan seçildi. Sadece Amerikan halkını değil, tüm dünyayı etkileyecek derecede öneme sahip bu sonucun tüm dünyaya hayırlı olmasını diliyorum.
     

27 Ekim 2012 Cumartesi

Fırtına yaklaşıyor

Önmüzdeki günler için planlar yaparken bir de ne görelim: Güney sahillerini vuran Sandy fırtınası meğer kuzey-doğuya doğru hareketlenmiş ve insanlar ciddi ciddi hazırlıklara başlamış. Apartman girişine bile önümüzdeki üç gün için yeteri kadar yiyecek, battaniye vs. vs. hazırlayın diye duyurular asmışlar.  Bazı meteoroloji yetkilileri son 30 yılın en büyük kasırgası filan diyorlar ama bekleyip görücez. Hazırlık derseniz, Amerikalılar bu işi de biraz abartıyorlar gibime geliyor. Ama her yıl bu kasırgalarda ölenlerin sayısına bakınca pek haksız da sayılmazlar. Türk insanımız yine bildiğiniz gibi: Bugün konuştuğum  bir arkadaş "Ben üç gün yemek yemesem de dayanırım" diyerek konuya olan yaklaşımını çok güzel özetledi zaten. Pennsylvania, New Jersey eyaletleri acil durum çağrısı yaptılar bile. Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için: http://www.ready.gov/
 

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kredi Geçmişini Öğrenmek

Amerika'ya ilk gelen bir kimse yeterli kredi geçmişine sahip olamadığı için sıradan Amerikalıların sahip olduğu haklara bir anda kavuşamaz. Bunun için sırasıyla:
  • sosyal güvenlik numarasına sahip olmak (çalışma izni gerekiyor)
  • kredi kartı açtırmak
  • kredi kartlarını zamanında ve limitleri zorlamayacak şekilde kullanmak
gerekmektedir. İyi bir kredi geçmişine sahip olan kimseler ev, araba ve banka kredisi almakta zorlanmazlar. Kredisi iyi olmayanlar en iyi ihtimalle yüksek faizler ödeyerek ya da bir kefil bularak bu imkanlardan yararlanabilirler.

Pek çok kimse de kredi puanının ne olduğunu öğrenmek ister. Bunun için ücretli hizmet veren Kredi Kuruluşları olduğu gibi, benim de şahsen uzun zamandır kullandığım ücretsiz siteler de mevcuttur. Örneğin: www.creditkarma.com gibi.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Kırmızı Işıkta Yakalanmak

Philadelphia'da yaşamaya başladığımdan beri (şeytan kulağına kurşun) hiç trafik polisi durdurmadı, hiç de ceza puanı almadım diye içinden geçirmiştim ki, an itibariyle evime kırmızı ışıkta geçtiğim bilgisi ulaştı. Posta kutusunda Red Light Camera Program yazısını okuyunca Allah Allah, bir yanlışlık mı oldu acaba diye aklımdan geçirdim.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Gurbette Bayram Sevinci

Her ne kadar telefonda babam Amerika'da bayramların tadı tuzu yoktur demiş olsa da, gurbette bayram bir başka yaşanıyor. Elbette Türkiye'deki bayramları arıyoruz ama Türkiye'de yaşayan insanımız da "nerde o eski bayramlar" diyerek hayıflanmıyor mu zaten ?

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Amish'ler ve Kendin Öde Sistemi

Amish'ler Amerika'da toplumdan uzak, kendi hallerinde, mümkün olduğunca teknoloji kullanmadan yaşamaya çalışan bir topluluk. Avrupa'dan göçüp geldiklerinde ne iseler şimdi de o halde yaşamaya devam ediyor. Kendi içlerinde kız alıp veren, dışarıya kapalı bir topluluk da olduğundan homojen yapıyı muhafaza edebilmiş ve günümüze kadar bozulmadan gelebilmişler. Amish'lerle ilgili daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz: http://amishculture.wordpress.com/

14 Ağustos 2012 Salı

Amerika'da Yaşam Rehberi

Bir süredir aklımda Amerika'da yaşam rehberi tarzında bir kitapçık hazırlamak var. Ancak Amerika'da hayat sürekli bir değişim geçirdiğinden bundan bir dört beş sene öncesinin koşulları bugününkülerle bazen aynı olmayabilir. Kuşkusuz bunda teknolojinin de başdöndürücü hızla gelişmesinin büyük payı var.

3 Ekim 2007 Çarşamba

Amerika'da Yahudiler

Herşey bundan bir kaç ay evvel dünya kültürlerine dair araştırma yapmaya heveslenmemle başladı. Bu yeni merakımın arka planında yatan başlıca nedenlerden biri hiç şüphesiz dünyanın dört bir tarafından göç ederek bu topraklarda yaşamaya başlayan birinci kuşak göçmenlerdi. Yani, hala ana dili kendi dili olan ve her halinden göçmen (immigrant) olduğu belli olan vatandaşlar. Madem bu kadar farklı milletten insan bir arada yaşıyordu ve benim ömrü hayatım boyunca bu ülkeleri dolaşmaya imkanım yoktu, o halde birinci ağızdan bu insanların kendilerinden hiç olmazsa kendi kültürlerine ait üç beş şey öğrenmeliyim diye düşündüm. Ve işe önce dini inançlardan başladım.

Ön Yargılar ve Kökleşmiş Kabuller

Müslüman bir toplumda yetişip Amerika'ya yerleştiğinizde sizi en çok şaşırtan yahudilerle olan ilişkileriniz oluyor. Öyle ki, o güne kadar hep lanetlenmiş topluluk, masonik bağlantılar ve bugüne kadar yazılmış onlarca komplo teorisi dolu kitaplar sayesinde aslında hiç bir bilgi sahibi olmadan körü körüne bir düşmanlık geliştiriyoruz içimizde. Bu da, yeri geldiğinde nesnellikten uzak tamamen duygusal yargılarla hareket ettiğimizde tepkileri bir anda üzerimizde toplamamıza neden oluyor. Çünkü buradan bakıldığında hadiseler hiç de öyle sandığınız gibi okunmuyor.

Yahudilerin tarihinde Amerika

Amerika'ya Yahudi toplumunun yerleşmesi oldukça eskilere dayanıyor. Hatta ülkenin kuruluşunda oldukça etkin rol oynayan yahudilerin varlığı biliniyor. Zaten, Amerika'da resmi olarak kutlanan Yahudi bayramları da mevcut (Hannukkak) gibi. Yahudiler, ilginçtir pek çok yönleriyle zaten müslümanlara benziyorlar. Çocukluğumdan hatırlıyorum, bir ara bu kadar benzerliği olan iki toplumun neden kardeşçe yaşayamadığını bir türlü çözemezdim.

Amerika'daki Yahudiler, kısa bir süre içinde çalışkanlıklarının bir mükafatı olsa gerektir, toplum içinde saygınlıklarını kazanıyorlar. Buna siz ister Amerika içindeki lobi faaliyetlerini isterseniz de devletler muvazenesindeki ülke kurma çalışmalarını ekleyin, her iki durumda da yahudilerin kazançlı çıktığını göreceksiniz. Hatta, biraz araştırma yaptığınızda İsrail devletinin ilk kurulduğu yıllarda hangi temellere dayandığını kestirmenin çok da güç olmayacağı bir ABD-İsrail dostluğuna şahit olacaksınız.

Her Yahudi bir değil

Yahudiler de aslında kendi içlerinde farklı gruplara ayrılıyorlar. Gelir düzeylerine ve siyonist düşüncelere göre tansif etmenin mümkün olabileceğini söylemek yanlış olmaz. Orta gelir düzeyindeki Yahudiler, ya yeni göçmüş ya da muhasebecilik, bankacılık gibi meslekler uğraşan kendi hallerinde dinlerinin ve kültürlerini yaşamaya yaşatmaya çalışanlar. Üst gelir düzeyindeki yahudiler çoktan dolar milyarderi olmuş, medya devlerinden bürokratlara ve saygın doktor, avukat vb. meslek sahiplerine kadar uzanıyor. Diğer gruplandırmada ise, şu anki İsrail devletini hem maddi hem manevi anlamda var güçleriyle savunan, toplumda yahudi imajının olabildiğince pozitif görünmesini sağlayanlar ile İsrail'in siyonist politikalarının Yahudi inancı ile asla örtüşmediğini iddia eden bir başka grubun varlığı da söz konusu. Hatta İran Cumhurbaşkanı'nın her fırsatta bu gruptan kimselerle bir araya geldiği haberleri hepimizce malum.

Amerikalıların Yahudilere Bakışı

Amerika'da Yahudilerin bu kadar güç sahibi olmasında pek çok etken söz konusu olabileceği gibi, benim asıl dikkatimi çeken sokaklarda simsiyah elbiseleri, örgülü saçları ve başlarında kepleriyle adeta kendi vatanlarındaki kadar özgürce yaşayabilmelerinin ardında yatan neden. Bana kalırsa –ki bu tamamen şahsi varsayımlarımdan ibarettir- Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluşunda anayasal güvence altına alınan ifade özgürlüğünün (freedom of expression) Yahudilerin bugün toplumca yadırganmamasında, dahası sayıca az bulundukları yerleşim yerlerinde bile belediye başkanlığı makamına kadar yükselmelerinde hiç de azımsanmayacak bir rolünün olduğu düşüncesindeyim.

Amerika, zaten İsrail'in her fırsatta müttefiki olduğunu dile getirmekle kalmıyor, Ortadoğu'daki gelişmeleri de kendi içinde değerlendirirken önceliği İsrail yanlısı yayınlara ve yorumlara bırakıyor. Amerikan medyasının kendi içindeki otokontrol mekanizmasının güçlülüğünü de dikkate aldığımızda zihinlerdeki müslüman ve terörist kavramlarının ne kadar birbirine yakın durduğunu, İsrail'in de Filistin sorununu dini kaynaklı terör malzemesi yaptığını görmek hiç de zor olmasa gerek.

Peki ya Yahudi karşıtlığı?

Amerika'da Yahudi karşıtlığı deyince hiç şüphesiz akıllara ilk önce Arap kökenli göçmenler geliyor. Yazının ilk başında değindiğim gibi, yalnızca İsrail'in Arap topraklarını zaptedip Filistinlileri vatanlarını terk etmeye mahkum bıraktığını savunan bu görüş ne yazık ki yeterli argümanları olmadığı için kamuoyunda hak ettiği desteği bulabilmiş değil. Oysa ki, Wikipedia'daki İsrail maddesini okuyan herhangi birisi dahi İngiliz egemenliğindeki bu toprakların birdenbire nasıl sahipsiz kaldığını ve İsrail'in bu sahipsiz topraklar üzerinde ansızın peydahlanıp hak iddia ettiğini rahatlıkla anlayabilir.

Jew kelimesi ve Yahudi karşıtı web sitesi
Bizdeki Yahudi-Musevi kelimelerinin aslında aynı gibi görünen ama yeri geldiğinde birbirinden oldukça farklı anlamlar taşıması gibi, aynı durum İngilizce'de de geçerli. Her ne kadar, pek çok kaynakta Jew kelimesi Yahudi anlamına gelse de, Yahudi karşıtlarının bu kelimeyi zaman zaman aşağılayıcı bir sıfat olarak kullandıklarını görmekteyiz. Bu konuyla ilgili en ilginç vaka, Amerika kaynaklı Yahudi karşıtı bir web sayfasının Google'da 'Jew' kelimesi arandığında çıkan sonuçlarda hemen ikinci sırada yer alması oldu. Sözü edilen sitede, Yahudilerin soykırıma uğramadıklarından tutun da, bugün dünye üzerindeki pek çok ülkenin Yahudi idaresi altında oldğuna kadar pek çok iddia yer almakta. Bütün bunları dile getiren kişinin de kimliğini saklamaktan geri kalmayan bir Beyaz Amerikalı olması da işin bir diğer yüzü.

Bu olayın ilk defa fark edildiği zamanlarda dünyanın dört bir tarafından Yahudilerin Google aleyhinde kampanya başlattıkları, sahibinin de Yahudi olduğu söylenen Google'ın ise bu itirazlara yine aynı arama sonuçlarının yer aldığı sayfada bir link şeklinde cevap vermesi de olayın diğer ilgi çeken yanları.

Sonuç

Elbette yüz yıllık bir sorunun iki satırda ele alınması haksızlık olacaktır. Ancak, Amerika'da yaşayan ve henüz üzerinden terörist imajını atamamış bir dinin mensupları olarak bu sorunun devam edegelen şekliyle çözülemeyeceğini görmek hiç de zor değil. Ancak, inandıklarımız ve savunduklarımız hakkında bir iki çift söz söylemeden, tarihi yeterince iyi okuyamadan ve yorumlayamadan mesnedsiz ve körü körüne düşmanlıklarla bir yere gelinemeyeceğinin farkında olmalıyız. Hele hele-kaderin bir cilvesi-Amerika gibi bir yerde Helal gıda bulamadığınızda Kosher (Yahudiler için helal ) ürünleri tercih etmek durumuyla karşı karşıyaysanız uzun uzun oturup düşünmenizi tavsiye ederim.

26 Eylül 2007 Çarşamba

Amerika'da aracınızın yolda kalması

Otomobil kullanmaya başladığım ilk günlerde, aklıma gelen en kötü senaryolardan biri bir şekilde yolda kalmaktı. Buna ister lastik patlaması isterseniz de benzininizin bitmesi nedenlerine ekleyin her ikisi de özellikle benim gibi tecrübesiz biri için adeta kabus gibi bir şeydi. Ta ki her ikisini de tecrübe edinceye kadar.Bir yılı aşkın bir süredir New Jersey yollarında seyir halindeyim. Bugüne kadar yalnızca bir defa lastik değiştirmek durumunda kaldım. Kısaca başımdan geçenleri bir anlatayım.

3 saat süren uzun bir yolculuğun ardından arabamı park etmiştim. Yarım saat ya geçti ya geçmedi, lastikleri kontrol ettiğimde arka tekerlerden birinin inik olduğunu fark ettim. Günlerden pazardı ve yakınlarda açık bir oto tamircisi bulamamıştım. Neyse ki, bagajdaki kriko ve stepne imdadıma yetişti ve bir gün boyunca dolma lastikten yapılan bu stepne ile idare edebildim. Bu ilk tecrübe ile artık lastik patladığında ne yapılması gerektiğini biliyor olmam ve gerekli malzemeleri sürekli arabamda bulunduruyor olmam bana güven veriyordu.

Geçtiğimiz günlerde bir tanıdığımız telefonda dolmuş benzeri aracının otoyolda kaldığını, hem lastiğinin patladığını hem de benzininin bittiğinin söylüyordu. Her iki durumun da aynı anda vuku bulması biraz aklımızı karıştırmış da olsa, yanımıza hem bir galonluk benzin bidonu hem de krikolarımızı alarak Kurtarma Ekibi edasıyla yola koyulduk. Olay yerine intikal ettiğimizde dolmuş lastiği değiştirmenin aslında binek otomobillere kıyasla ne denli zor olduğunu gördük. Elimizdeki minicik krikoyla koca lastiği kaldırmak gibi komik hallere düştüysek de pes etmedik. Biz bu işi yapacaktık. Ama gel gör ki, elin oğlu mutlaka her şeyi düşünmüştü.

İki dakika kadar geçmedi bir de baktık Emergency Patrol hemen arkamıza yanaşmış. Araçtan inen görevli herhangi bir sorun var mı diye sordu. Biz de olay tamamen kontrolümüz altında dedik. Bunu derken amacımız görevliyi başımızdan uzaklaştırmaktı. Neticede şimdi bizden 100-200 dolar para talep edebilir diye düşünüyorduk. Ama görevli aracına bindi ve bizi takip etmeye başladı. Dolmuşun sahibi, bu State tarafından verilen bir hizmet, ücret talep edilmiyor dediyse de bizi inandıramamış olmalı, biz bir müddet daha uğraşmaya devam ettik. En sonunda bu işin elimizdeki aletlerle olmayacağına ikna olarak işi ehline bıraktık. Görevli adam, insan boyundaki krikosu ve elektrikle çalışan vida sökme aletiyle bizlerin şaşkın bakışları arasında beş dakika sürmeden işini bitirdi. Üstelik beş kuruş da para almadı. Bunun, New Jersey Eyaleti tarafından ücretsiz olarak sunulan bir hizmet olduğunu, çoğu kimsenin bunu bilmediğini, gerektiğinde araçları yoldan çektiklerini ve benzin bile temin ettiklerini de sözlerine ilave etti.

Böylelikle bizler bir kez daha bu ülkenin otoyol sisteminin ne denli mükemmel olduğu konusunda hemfikir olmuştuk ve bir daha olaylara dar çerçeveden bakmamamız gerektiği sonucuna varmıştık.

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Amerikan Eğitim Sistemi üzerine...

Önceki yazıda kısa da olsa bir giriş yaparak Amerikan eğitim sisteminin mevcut durumuna dair değerlendirmelerde bulunmuştuk. Bu yazımızda biraz daha somut örnekler üzerinden giderek ülkemiz eğitim sistemi ile kıyaslamalarda bulunacağız. Başta hatırlatmakta fayda var, yazımız daha ziyade üniversite öncesi eğitim devrelerine yoğunlaşacaktır.

Evvela çoğumuzun düşmüş olduğu bir yanılgıyla söze başlamak isterim. Şöyle ki, sanılanın aksine Amerikan Eğitim Sistemi dünya sıralamasında Asya ve Avrupa ülkelerinden fersah fersah geride. Özellikle de Matematik ve Fen alanlarında gözle görülür bir fark var dünyanın diğer milletleri ile kıyaslandığında. Dünyanın hemen her alanında en önde olduğu düşünülen bir süper gücün eğitimde bu denli kanayan bir yaraya sahip olmasının elbette farklı nedenleri olacaktır. Ancak ben bu yazıda belki biraz daha akademik çalışma gerektiren bu konuya dair kişisel gözlemlerimi sizlerle paylaşacağım.

Zorunlu Eğitim
Amerika”da zorunlu eğitim 12 yıl (ana okulu bu 12 yıla ilave edildiğinde toplam 13 sene oluyor). Ancak zorunlu eğitim 16 yaşından sonra kişinin kendi tercihine bırakılıyor ve dileyen lise eğitimini yarıda bırakabiliyor. Ülkenin güvenlik açısından problemli bölgeleri dışında genel eğilim liseden mezun olma yönünde.

Taşımalı sistem
Devlet okullarının en belirgin özelliği her öğrencinin taşımalı sistem ile evlerinden alınması ve bunun karşılığında herhangi bir ücret talep edilmemesi. Sarı renkli uzun okul otobüslerini sabahın erken saatlerinde yollarda görmek mümkün. Okul otobüsleri trafikte akıl almaz önceliğe sahip. Otobüsler yolda öğrenci indirip bindirmek için durduğunda yolun her iki tarafındaki araçlar durup otobüs”ün tekrar hareket edeceği ana kadar beklemek durumundalar.

Eğitim masrafları
Her şeyin parayla satın alındığı bu ülkede devlet okulları ücretsiz. Okul servisi, öğlen yemeği ve ders kitapları da ücretsiz olarak sunulmakta. Ders kitapları okula ait olup her yıl sonunda tekrar okula iade edilmek mecburi bulunmakta.

Özel Okullar / Private Schools
Eğitim ve kalite denilince ülkemizde aklımıza öncelikle özel eğitim kurumları gelmektedir. Aynı kaide eğitimin ücretsiz olduğu Amerika”da da geçerli. Özel okul deyince amerikada birden farklı yapı söz konusu. İlki dini bir kimliği bulunmakla birlikte eğitim müfredatını takip eden okullar ve Secular yani herhangi bir dini vurgusu bulunmayan özel okullar.

İlk grubun en öne çıkan okulları hiç şüphesiz Catholic schools. Her ne kadar öğrenci sayıları gitgide azalsa da hala ülkenin en yaygın özel okul zincirine sahip. Ardından Yahudilere ait özel okullar ve tek tük de olsa Islamic schools bu grup içerisinde değerlendirilebilir.

Dini hassasiyetleri olan ancak öğrencilerini dilediğine inanmakta serbest bırakan Quaker okulları ise bu iki grup arasında düşünülebilir. Quaker’lar “Tanrı içimizdedir” diyerek kendilerini klasik hristiyan inancından ayıran ve İngiltere”den Yeni Dünya’ya göç ettikten sonra kurdukları eğitim kurumları ile günümüze kadar varlıklarını sürdüren bir topluluk. Günümüzde 20’den fazla eyalette Friends School adındaki okullar zincirine sahipler ve dudak uçuklatan yıllık kayıt ücretine rağmen üst gelir grubuna mensup ailelerin tercihi durumundalar.

Özel Eğitim / Special Education
Special Education olarak da bilinen bu kavram Amerikan devlet okullarında başlı başına bir uzmanlık olarak değerlendirilmekte. Özel eğitim denilince kast olunan şey “yetersiz ya da özel ilgiye muhtaç” çocuklara verilen eğitim. Bu çocuklar genellikle normal sınıf ortamından alınıp daha az öğrencinin bulunduğu özeşl sınıflara yerleştirilip yavaşlatılmış eğitime tabi tutuluyorlar. Burada amaç, öğrencinin zorlandığı konuları oldukça basite indirip konuları hazmederek ilerlemesini sağlamak ve normal bir sınıfta kendini aptal gibi hissetmesinin önune geçmek. Bu durum özellikle algılama gücü zayıf olan çocukları sürekli basit problemlerle meşgul ettiği için lise son sınıfa gelmiş bir çok öğrencinin hala ilkokul düzeyinde bilgilere sahip olması gibi ilginç sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.

Amerikalı Öğretmenler
Evet, yukarıda kısaca ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığımız eğitim sisteminin hiç kuşkusuz en büyük bileşeni de öğretmenler. Amerikan kültürüyle yetişmiş herhangi bir milletten dahi olsa öğretmenler hakkında bir kısım genellemelerde bulunmak sanırım çok da yersiz olmasa gerek. Maddeler halinde üzerinden geçecek olursak:
1. Amerikalı bir öğretmen çalıştığı müddetçe maaş alır. Anlaşması, bir yılda alacağı tutar olarak hesaplanır ve 10 ay boyunca maaş alır.
2. Kalan iki ayda maaş alamayan öğretmen eğer aldığı maaş tatmin edici değilse kendine yaz ayları için kendine ek iş bakar. Çoğunlukla gazetelere çocuk bakıcılığı türünden ilanlar verenler ilkokul öğretmenleridir.
3. Sene başında yapılan sözleşmenin dışına çıkmazlar. Ne bir dakika eksik ne de bir dakika fazla çalışırlar. Bizdeki memurlar gibi saatleri dolduğunda bir anda ortadan kayboluverirler.
4. Amerikalı öğretmenler özellikle ilkokul 1,2 ve 3. sınıflarda manipulative denilen öğrenmeye yardımcı olduğuna inandıkları oyuncaklar, sayı küpleri ve duvar kağıtlarına çok önem verirler. Belki de sırf bu yüzden bizim birinci sinifta öğrendiğimiz çarpım tablosunu çocuklara öğretmeleri üçüncü sınıfı bulur.
5. Amerikalı öğretmen ders kitabını bitiremez.
6. Bir derste verebileceği konuyu bir haftaya yayıp güya çocukların daha iyi anlamasını sağlar.
7. Amerikalı bir öğretmene çocuğunuzun durumu sorduğunuzda “He is doing very well” yanıtını alırsınız. Çocuğunuzun inanılmaz gelişme göstermekte olduğunu söyler, buradan kendine pay çıkarır ve çocuğun ileride karşılaşacağı sorunları pek de umursamayarak gününü doldurmaya bakar.

Amerikan Eğitim Sisteminden seçmeler:
1. Küçük yaştan itibaren öğrencilere aşırı bir kendine güven aşılarlar. Bu yüzden çocuklar, toplum önüne çıkmak, konuşma yapmak gibi meziyetler kazanırlar.
2. Öğrenciler serbest kıyafet uygulamasıyla bu özgğüvenlerini pekiştirirken, aynı zamanda öğretmenin karşısındaki rahat tavırlarıyla da cool olma özentisi içine girerler.
3. Matematik dersleri tamamiyle hesap makinesi üzerine inşa edilmiştir. Öğrencilere orta okuldan itibaren hesap makinesi kullandırtmaya başlarlar ve böylelikle tembelliğe alışan öğrenci 3 kere 5 kaç eder sorusuna bile hesap makinesiyle cevap vermeye kalkar.
4. Ders kitapları inanılmaz kalındır. Türkiye’de tüm ortaokul müfredatını kapsayacak kadar kalınlıktaki bir kitap Amerika’da sadece bir yıl boyunca kullanılması öngörülen bir kitaptır. Ders kitapları (özellikle matematik ve science) rengarenk, kuşe kağıda basılmış, her konunun başındakı oyunlarıyla sözüm ona eğlenceli bir hale getirilmiştir.
5. Ders kitabında yer alan tüm aktiviteleri yapmaya kalkarsanız asla senenin sonunu getiremezsiniz.
6. Ders aralarında tenefüs yoktur, sadece öğrenciler defter ve kitaplarını almak için dolaplarına giderler.
7. Öğrenciler wc ihtiyaçlarını gidermek için ders ortasında izin isterler.
8. Normal dersler bittikten sonra, isteyen öğrenciler “after school” da denilen okul sonrası klup, spor, özel ders alma gibi aktivitelere kalabilirler.
9. Amerikan kültürünün bir diğer yansıması olarak öğretmen sınıfa girdiğinde öğrenciler ayağa kalkmazlar. Onun yerine dışarda beklerler.

Referanslar : Bu yazı tamamen kendi gözlemlerimden yola çıkılarak yazılmıştır. Herhangi bir bağlayıcılığı olmadığı gibi herhangi bir kaynaktan istifade edilmesi de söz konusu olmamıştır.