Amerika'da Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amerika'da Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2012 Pazartesi

Amerika'da Doktora Yapmak

Öncelikle doktora deyince bazı kimselerin aklına tıp doktorluğu geliyor olabilir. Bu yazıda bahsi geçen doktorluk, bilim doktoru da olarak geçen akademisyenlik olarak anlaşılmalıdır. Bu kısa hatırlatmadan sonra Amerika'da bilinen doktora türlerine geçiş yapabiliriz:
 
Ph.D: ( Doctor of Philosphy) anlam olarak Felsefe doktoru ya da bizdeki karşılığıyla  doktora yani yüksek lisans sonrası elde edilen ve ilgili alanda en yüksek mertebeden söz sahibi olmak şeklinde tanımlanabilir. Türkiye'de doktora denince akla PhD gelir ve Amerika da dahil olmak üzere bu doktora türünde önemli olan research (yani araştırma) yapmaktır.
 
Amerika'ya gelen doktora öğrencileri Türkiye'deki çalışmalarına binaen gerektiğinde yüksek lisans yapmadan da doktoraya başlayabilirler. Ancak ders uyuşmaması, denklik vb. gibi durumlarda bazen doktora öncesi bir öğrencinin belli bir süre ders aşamasına devam etmesi gerekebilir.
 
Doktora'da önemli olan çoğu zaman sizi yanına araştırmacı olarak alacak olan profesörün sizden beklentileridir. Kimisi sizin önce bir TOEFL, GRE gibi sınavlardan iyi bir puan tutturmanızı bekler. Bu süre zarfında size küçük bir projede görev verip sınavları geçmenize kadar süre tanıyabilir. Kimi profesörler bu testler olmadan sizi derslere bile başlatmayabilir. Ancak bazı alanlarda, misafir öğrenci statüsünde ders alıp daha sonra bu testleri de geçip bölümden devam etmeniz söz konusu olabilir.
 
PhD'ye başlayan öğrenciler maddi açıdan rahat edebilmek için RA (research) ya da TA ( teaching) denilen asistanlık türlerinden yararlanırlar. RA'ler genelde bir projede yer alıp daha çok araştırma ve geliştirme faaliyetlerine katılırken, TA'ler de hocanın yerine ders anlatma, sınavlarda gözetmenlik yapma ya da laboratuvar asistanlığı gibi bazı sorumluluklar üstlenebilirler.
 
Ders aşaması biten bir öğrenci çoğu zaman sadece dissertation denilen tez üzerine yoğunlaşır ve bu dönem doktora öğrencileri için en zor ve yorucu geçen günlerin başında gelir. Ortalama bir doktora programı 4-5 yıl sürebilirken, duruma göre 7-8 seneye kadar uzama durumları da olabilir.
 
Amerika'da PhD programını bitiren bir kimse Türkiye'ye döndükten kısa bir süre sonra Doçent ünvanı alıp akademik hayatına devam edebilir. Amerika'da akademik hayattaki insanların Türkiye'deki gibi profesör diye anılma takıntıları yoktur. Amerika'da akademik hayatta en muteber ünvan zaten Doktor ünvanı olduğu için kimse adının önüne ya da arkasına Dr. dışında bir şey ekleme ihtiyacı duymaz. Amerika'da üniversitede ders veren hocaya otomatik olarak profesör denir. Bu nedenle, Türkiye'deki profesörlük kasıntısı burda çok yersiz ve de anlamsızdır.
 
İsminin önüne Dr. ünvanı ekleyen bir kimse bazen isminin sonuna Ph.D de koyabilir ki ikisi esasında aynı şeye (doktor ünvanına) delalet etmektedir.
 
Diğer Doktora Programları:
 
Amerika'da PhD dışında bir de uygulamalı doktora olarak bilinen doktora türleri de bulunmaktadır. Bu tür programlar, daha çok çalışma hayatının içinde olan, bir yandan mesleğini sürdürüp bir yandan da aynı alanda akademik çalışma yapan kimselere yöneliktir. Bitirme tezini de çalıştığı kurumda ya da mesleğiyle alakalı bir konuda bitiren bu kimseler mezun olduklarında yine Doktor ünvanıyla piyasada daha iyi bir iş imkanı ararlar.
 
Bu tip doktora programı henüz Türkiye'de pek bilinmemekle beraber, bu programı bitiren bir kimsenin Türkiye'deki denkliği ve üniversitelerde çalışabilme durumu da netlik kazanmış değildir. Bu tür programların en yaygını Amerika'da Ed.D diye de bilinen Eğitim Doktorası'dır.
 
EdD daha çok eğitim alanında çalışan, öğretmen, idareci ya da rehber öğretmen olarak bilfiil iş hayatının içinde olan, aynı zamanda kendi alanlarında akademik çalışmalar yürüten kimselerin çok tercih ettiği bir doktora türüdür. Bu doktorayı bitiren kimseler, ileride daha yüksek maaş alabilmek, ya da daha kıdemli bir işte çalışabilmek niyetindedirler. Nadiren de olsa, bu kimselerin üniversitelerde ders verdiğini, bazı bölümlerde dekan olarak görev yaptıklarını görebilmekteyiz.
 
Bilinen en yaygın doktora türleri arasında: Doctor of Arts (D.A./D. Arts), Doctor of Business Administration (D.B.A.), Doctor of Church Music (D.C.M.), Doctor of Canon Law (J.C.D./D.C.L.), Doctor of Design (D.Des.), Doctor of Education (Ed.D.), Doctor of Engineering (D.Eng./D.E.Sc./D.E.S.), Doctor of Fine Arts (D.F.A.), Doctor of Health Science (D.H.Sc.), Doctor of Hebrew Letters (D.H.L.), Doctor of Industrial Technology (D.I.T.), Doctor of Juridical Science (J.S.D./S.J.D.), Doctor of Management (D.M.), Doctor of Music (D.M.), Doctor of Musical/Music Arts (D.M.A./A.Mus.D./D.Mus.A.), Doctor of Music Education (D.M.E.), Doctor of Modern Languages (D.M.L.), Doctor of Nursing Science (D.N.Sc.), Doctor of Occupational Therapy (O.T.D.), Doctor of Philosophy (Ph.D.), Doctor of Public Administration (D.P.A.), Doctor of Physical Education (D.P.E.), Doctor of Public Health (Dr.P.H.), Doctor of Sacred Theology (S.T.D.), Doctor of Biblical Studies (D.B.S.), Doctor of Science (D.Sc./Sc.D.), Doctor of Social Work (D.S.W.), and Doctor of Theology (Th.D.) sayılabilir. ( Kaynak: Wikipedia)
 
İnternet üzerinden Doktora:
Günümüzde EdD ve benzeri doktora programları artık internetten üzerinden de yapılabilmektedir. Amerika'da bu işin en bilinen okulları arasında  University of Phoenix, Capella University sayılabilir. İnternet üzerinden yapılmış bir doktoranın diplomasında online doktora filan yazmaz. Bu bir şehir efsanesidir, internet üzerinden master bitiren kimselerin diplomasında yazmadığı gibi, bu da internet üzerinden master, doktora mı olurmuş canım diye düşünen kimselerin bir nevi zeka ürünüdür.
 
İnternet üzerinden master ve doktoranın elbette ki bazı handikapları bulunabilir, en büyük eleştiri de ödevleri başka birinin yapıp yapmadığı meselesidir. Lakin, şu anda kullanılan yazılımlar intihal ihtimalini yüzde sıfırlara kadar düşürmekte, yazılan yazıların özgün olmasını zorunlu kılmaktadır. Programın yoğunluğundan kaynaklanan zorluklar nedeniyle kimilerine göre online doktora normal doktoradan daha zor bile sayılabilir.
 
Şimdilik aklıma gelenler bunlar, ihtiyaca göre yazı dizisine devam edilebilir. 

(Amerika'da master yapmak yazılarına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz)

Konuyla ilgili daha fazla ayrıntılı bilgi için:

http://kariyer.fatih.edu.tr/?yurtdisi,3492 (Türkçe)

http://gradschool.about.com/od/admissionsadvice/a/masterphd.htm (İngilizce)

30 Nisan 2008 Çarşamba

Amerikan Eğitim Sisteminde Günümüz Problemleri

Philadelphia'da bir Devlet Okulu İzlenimlerim
Eğitim sisteminde günümüz meseleleri olarak da çevirebileceğimiz, Contemparary Issues in Education dersi ara dönem raporunu hazırlamak amacıyla bir devlet okulunu ziyaret etmem gerekiyordu. Bu bağlamda Philadelphia'da bulunan Overbrook Elementary School'u ziyaret ettim ve izlenimlerimi aktarıyorum.
Okul, Philadelphia'nın kenar mahallelerinden birinde. Öğrencilerin yüzde 98.9 u zenci Amerikalı. İki katlı binada onlarca sınıf var. Sınıf mevcutları 20 ila 30 arasında değişiyor. Okul, dışarıdan adeta ölü, ses seda çıkmayan bir bina izlenimi verirken, içine girdiğinizde oldukça hareketli. Koridorda bekleyen veliler, dersten atılmış ya da ceza almış öğrenciler dikkat çekiyor.
İki katlı okul binasına girerken, kapıda duran zili çaldım, megafonda 'Kim O?' tarzında bir soru beklerken, kapı otomatik olarak açıldı ve içeriye elimi kolumu sallaya sallaya girdim. Beklediğim şey, girişte bir güvenlik görevlisinin 'Sen kimsin, nereye gidiyorsun' türünden sorularıyla muhatap olmaktı. Malum Amerika'da son yıllarda okullara girip önüne gelene ateş eden sapıklar peydah oldu.
Ofise doğru ilerledim, geleceğimden haberdar olan okul müdiresi bir kaç dakika beklememi söyledi. Ben de bu esnada koridorda bir kaç tur attım. Öğrencilerin çalışmaları, okulun test skorları arasında bir tablo dikkatimi çekti. Teacher Attandence diye bir tablo vardı ve aylara göre öğretmenlerin devamsızlıklarını gösteriyordu. İlk kez karşılaştığım için anlam veremedim, 'Öğretmenleri okula getirebilsek ne mutlu bize' mi demeye çalışıyorlar diye sormadan edemedim.
Ardından müdüre hanım beni çağırdı. Ne öğrenmek istediğimi sordu, ben de kendisine Eğitim Sisteminin mevcut sorunlarını araştırdığımı, bu konuda kendisinden aydınlatıcı fikirler almam gerektiğini söyledim. Sorunları sıralarken, Okul-Aile işbirliğinin istenen seviyede olmadığından yakındı. Öğrenci velilerinin, öğretmenlere karşı güvenlerinin az olduğu, her fırsatta kanuni haklarını hatırlatarak öğretmenlerin öğrenciler üzerindeki etkilerinin azaltılmaya çalışıldığını söyledi.Kendisine, çocukluğumdan örnekler vererek Türkiye'deki eğitim sistemi hakkında bir kaç fikir verdim. Özellikle öğretmenlerin üzerimizde ailemizden çok olduğunu, anne babaların eğer bir problem olursa öğretmenlerin tarafında yer aldığını, hatta gerektiğinde öğretmenin dayak atabildiğini söyledim. Şimdilerde bunun biraz daha değiştiğini biliyorum, benim bahsettiğim tabii ki bundan bir 20 sene öncesi. Bunları duyan müdüre hanım, dayağın kesinlikle gerekli olduğunu ve çıkartılmaması gerektiğini ısrarla vurguladı. ( Burada dayak yanlış anlaşılmasın, amerika'da seneler önce yasaklandı. Dayaktan anladıkları şey bizim gibi tekme tokat girişmek değil. Rakete benzer tahtadan bir sopa ile çocukların poposuna bir kaç defa vurmak eski Amerikan eğitim sisteminde mevcut idi)
Ardından, en büyük ikinci problemlerinin disiplin olduğunu, bunda da yine okul-aile işbirliğinin yetersiz olmasından kaynaklanan sorunlar olduğunu söyledi. Örneğin okulda sürekli problem çıkaran, diğer öğrencilere fiziksel şiddet uygulayan öğrencilere okul olarak ne kadar patırım uygularlarsa uygulasınlar, bunu aile tarafından desteklenmemesinin hiç bir mesafe alamamalarına neden olduğunu söyledi.
Son olarak da, maddi imkansızlıklardan dem vurdu. Öğretmenlerin yeterli eğitim, materyal ve psikolojik yardım almadıklarından şikayet etti. Bunun çözümünün de devlet tarafından aktarılan fonların artırılması gerektiğini dile getirdi.
Projenin ikinci ayağında, öğretmenlerle görüşme fırsatım oldu. Öğretmenlere de benzer sorular yönelttim, eğitim sistemindeki sıkıntılar üzerine. Yine benzer cevaplar aldım. Ailelerin çocuklarının eğitimine olan ilgisizlikleri ve bilgisizlikleri, maddi imkansızlıklardan ötürü kitap, defter, kalem, boya kalemi gibi ihityaçlarının devlet tarafından da giderilemediği gibi şikayetlerin yanında eğitim talepleri de başı çeken problemler arasındaydı. Özellikle sorunlu çocuklarla ilgilenme ve teknolojiye ayak uydurma gibi beklentileri vardı öğretmenlerin.
Farklı bir deneyim yaşadığım düşündüğüm bu okul ziyareti sonrasında, kafamda Amerikan eğitim sistemine dair bazı taşlar yerine oturur gibi oldu. Özellikle müdüre hanımla olan sohbetimizin bir yerinde okullardan dini eğitim çıkarılıp yerine hiç bir şeyin konulmaması ve Amerikalıların klasik 'Hakkını arama' hastalıklarının eğitim kurumlarını içinden çıkılamayacak sorunlar yumağı haline getirdiğine gözlerimle şahit oldum. Umarım, Türkiye'de Amerikan sistemini model olarak 'Büyük bir Marifet' olduğunu zannedenler, Türkiye'deki Eğitim Sistemi'nin iyileşmesi yönünde bu tecrübeleri dikkate alırlar. ( Gözlerimle şahit olduğum şey, ailelerin öğretmenlerle giriştikleri anlamsız tartışmalar, adeta anne baba öğretmene cephe almış ve eğitim sisteminde en büyük sorunun öğretmenlerde olduğunu düşünüyor, Öğretmene güven duyulmayan bir sistem sizce nasıl başarılı olabilir? )

9 Şubat 2008 Cumartesi

Amerika'da Master yapmak için bilinmesi gerekenler

İlk yazıya ulaşmak için: http://compir.blogspot.com/2008/02/merak-ettikleriniz-1.html

Gelen bir başka email:
1.Yurtdışında eğitim almak için nereden ve nasıl başlamak lazım ya da nasıl bir yol izlemek lazım?Özel bir soru kabul etmezseniz, sizin yüksek lisans hikayenizin nasıl geliştiğini bilmek isterim zira bu bizler için bir örnek teşkil edebilir.

Sanıyorum pek çok öğrencinin hayalinde mutlaka yurtdışına gitmek ve yüksek lisans yapmak vardır. Ancak, bunların sadece bir kısmı bunu gerçekleştirebilir. Benim hikayemden ziyade, senin ihtiyacın olan şey master yapma durumunda eline neler geçeceği. Bir ikincisi de yurtdışı özellikle de Amerika tecrübesinin gelecek adına ne gibi fırsatlar sunduğu. Şahsen mevzuya bu nazarla bakmak lazım ve her ne şekile olursa olsun, yurtdışında bulunmanın ve özellikle Amerika’da master yapmanın ne kadar önemli ve geçerli olduğunu dikkate almak lazım derim.
2.Amerikada 1000'lerce üniversite olduğunu düşünürsek ve bizim de Amerikan eğitim sistemi hakkında pek bir bilgimiz olmadığını dikkate alacak olursak başvurulacak üniversiteye nasıl veya hangi kritere göre karar vermek lazým?

Evet, geçen yazıda söz ettiğim gibi, kalite açısından üniversiteler arasında farklar mevcut. Bunu şöyle değerlendirmek zannediyorum yanlış olmaz:
Birinci gruptaki üniversiteler, hayatını akademik kariyere adamış, bilim dünyasında bir yer edinme niyetinde ve potansiyelindeki bireylere hitap ediyor.
İkinci grup üniversiteler, yurtdışında kariyer yapıp, ülkeye döndükten sonra iyi bir kurumda görev almak düşüncesinde olan kimseler yönelik.
Üçüncü grup da aslında ikinci gruptan pek farklı değil. Ha bir de, Amerika’ya gelip burda kalmak deyim yerindeyse kapağı atmak niyetinde olanlar var ki, bunlar üçüncü gruba biraz daha yakın duruyorlar.
Diyeceğim şu, Amerika’ya gelmek, master yapmak, hayatını burda sürdürmek, TR’ye geri dönmek ya da gelecekte bir şirkette/devlet kurumunda/ya da akademisyen olarak çalışmak tamamen senin ileride kendini ne olarak görmek istediğinle alakalı bireysel kararlar. Sen kararını ver, sonra süreçleri takip et.
3.Üniversitelerin Toefl'dan istedikleri asgari puanı alamayan arkadaşların eğitim rüyası başlamadan bitmiş mi olur yoksa Toefl puanları olmasa bile üniversiteden kabul alıp alan eğitimlerine başlamadan önce üniversite bünyesinde İngilizce kurslarına katılarak İngilizce eksiklerini bu şekilde telafi etme hakları var mı?
Bunu diğer yazıda belirtmiştik, bunu aynı üniversitenin dil kursuna giderek telafi edebilmek mümkün.
4.Üniversite eğitimine başvuru için -üniversiteye göre değişmekle birlikte- ortalama 75$ civarı bir başvuru ücreti söz konusu. Bu başvuru ücretini sorun etmeden mümkün olduğunca çok üniversiteye başvurmak ve kabul alınan üniversiteler arasında "ne çıkarsa bahtıma" hesabı bir tercih mi yapmak gerekir?Yoksa sadece 1 veya 2 üniverseye yoğunlaşmak daha mı mantıklı olur?
 
Bence doğrudan hedefe yoğunlaşmak lazım. Önce gideceğin şehri, ardından da kişisel beklentilerine ve maddi durumuna uygun bir okulu seçmen durumunda çok fazla başvuru yapacak okul kalmadığını göreceksin. Amerika’da özellikle arabaya ihtiyaç duyman ve kalacak yer bulmakta zorlanmandan kaynaklanan problemleri asgariye indirmek için evvela bir tanıdık bulman ve o kişiye yakın bir bölgede okul aramaya başlaman da mantıklı olabilir.



5. Yüksek lisans eğitimi için aracılık eden çok sayıda şirket bulunmaktadır.Bu şirketlerin vize hizmetleri gibi bürokratik olarak nitelendirebileceğimiz faaliyetlerini gözardı edecek olursak bizden aldıkları transkript,Toefl puanı gibi belgeleri üniversitelere teslim etmeleri dışında ciddi bir fonksiyonları var mı? Daha açık ve net bir ifadeyle bu tür şirketler bizim kabul alma ihtimalimizi mi yükseltiyorlar?







Bu şirketler, yukarıda sana anlattığım süreçlerin hepsinde daha önceden tecrübeye sahip oldukları için sorularına net cevaplar verebilirler. Anlaşma yapmalarının sana herhangi bir olumsuz etkisi yok. Bir de, yeterli ingilizcesi bulunmayan kimselere de yol gösteren bu firmaların işinizi oldukça kolaylaştırabileceği de bir hakikat. Benim hikayemi merak ediyorsan, ben bütün kabul işlemlerini kendim hallettim ama tıpkı Cem Yılmaz’ın klasik espirisi gibi, yapılmışı varsa neden tekrar uğraşayım, değil mi?



6.Amerikada bir üniversiteden kabul alan bir kimsenin vize alamaması gibi bir ihtimal söz konusu olabilir mi?






Evet, bu muhtemel bir durum. Vize alma konusu bazen elinizde olmayan nedenler dolayı can sıkıcı olabiliyor. Yurtdışına, özellikle Amerika’ya gelmiş, lisans eğitimini henüz tamamlamış ve maddi olanakları yeterli olan bir kimsenin vize almaması için herhangi bir sebep göremiyorum.

Not: Son olarak, master başvuruları ile alakalı sevgili dostum mirac’ın sitesindeki bir yazıyı okumanızı tavsiye ederim. : İlgili link: http://blog.miracc.com/entry.php?id=144

4 Şubat 2008 Pazartesi

Amerika'da Master yapmak için bilinmesi gerekenler-2

Gelen email:
Fazla vaktini almayacak sekilde Amerika'da master egitimi icin ne yapmam gerektigine dair bana bir cerceve cizersen ziyadesiyle memnun olurum.
Amerika'da master eğitimi yapabilmek için genel olarak :
1. iyi bir lisans ortalaması
2. iyi bir toefl skoru
3. gerektiği durumlarda gre ya da gmat türü sınavlar
4. maddi yeterliliğini gösterir bir belge gerekmektedir.
Dikkat ettiysen yukarıda şu kadar ortalama ya da toefl'dan falanca skorun olmalı türünden bir ifade kullanmadım. Bunun nedeni, master programı yürüten okulların bu konuda farklı uygulamalara başvuruyor olmaları. Bu nedenle, yazının geri kalan kısmında okullara göre master a nasıl başvurabilirsin, kısaca bunu izah etmeye çalışacağım. Kaba hatlarıyla master eğitimi sunan okulları üç gruba ayırmak istiyorum.
Birinci grup okullar: Princeton, Harvard, Yale gibi dünya çapında bilinen A kalite okullar. Buralarda master yapabilmen için zaten okulunu dereceyle bitirmiş olman, toefl'dan eski sistemle 600'e yakın puan alman vs. gerekir. Bu okullara başvuracak arkadaşlar ne yapmaları gerektiğini zaten çok iyi bildikleri için bu grubu atlıyorum.
İkinci grup okullar: Rutgers, Rowen, Wilmington University gibi, kaliteli eğitim sunan ancak kabul alınması çok da zor olmayan okulllardır. Örneğin, lisans ortalaması 3 olan, toefl'dan 550 civarı bir puan alan, hatta Toefl almadan bir süre bu okulların dil kuslarına devam eden pek çok öğrenci bu okullardan kabul almaktadır. Eğitim masrafları çok aşırı pahalı değildir. Bir rakam vermek gerekirse, aylık 800-900 dolar tutarında bir okul gideri bulunmaktadır. Başarı durumuna göre burs almak ya da asistanlık yapmak mümkün olabilir. Dersler, ilk gruptaki kadar olmasa da hakkını verecek kadar ağır olabilir. (Yine kesin ifadelerden kaçınıyorum zira buralarda okuyan arkadaşlardan edindiğim bilgiler bunlar)
Üçüncü grup okullar: Strayer, CUNY, Phoenix, Devry, Kaplan gibi Amerika'da çalışan yetişkinlere yönelik programları olan, ancak international öğrencilere de vize imkanı sunan okullar. Bu okullar, genel olarak not ortalaması aramazlar, gerekirse prerequisite denilen ön dersler vererek bu açığı kapatma yoluna giderler. Toefl aramayabilirler, Amerika'da herhangi bir dil kursuna gidilmişse bunu yeterli görebilirler ya da sizi sözlü mülakata alırlar. Eğitim masrafları biraz fazla olabilir. Aylık 1200 dolara kadar çıkabilir bu. Ders saatleri akşamları ya da hafta sonları olduğu için çalışan öğrenci tipine oldukça uygundur. Eğitim kalitesi her ne kadar üst grupakiler kadar olmasa da iş piyasasında kabul edilir bir yeri vardır. Ders geçmek daha kolaydır, bazı dersleri online alabilmek mümkündür.
Bildigim kadariyla Toefl sinavi yabanci ogrenciler icin zorunlu bununla beraber GMAT sinavi MBA egitimi alacak ogrenciler icin de zorunlu mu?
Yukarıda söz ettiğim gibi bu gideceğin okula göre değişir.

Yuksek lisans icin bireysel olarak mi ugrasmak lazim yoksa sirketler araciligiyla mi bu isi yurutmek lazim olur?
Bence şirketler yoluyla gitmek daha mantklı, çünkü şirket zaten komisyonunu alıyor yani senin kaybedeceğin bir şey olmaz. Ancak, şirketin güvenilir olmasına dikkat etmelisin.
Almanyadan birinin Amerikada bir universiteden kabul almasi da normal sartlarda zor bir ihtimal gibi gorunuyor.
Bence sen vize almakta zorluk yaşamazsın, yurtdışında bulunmuş olmak Amerika'ya gelmekte büyük bir avantaj.

En cok merak ettigim husus ise okul masraflari zira bildigim kadariyla okullarin donemlik ucretleri 5-10 bin dolar civarinda.Boyle bir parayi nasil karsilayabiliriz ya da bunun bir alternatifi var mi?
Bunu karşılamanın tek yolu, pek çok öğrenci gibi pizza dağıtarak ya da garsonluk yaparak bu parayı çıkarmaya çalışmaktır. Bu yüzden geleceğin yer New York, Philadelphia ya da Washington DC gibi yerler olursa iş bulman daha kolay olur.

Son olarak su asamadan sonra 2008/2009 egitim ogretim yilinda yuksek lisansa baslama ihtimalim var mi?
Bu konuyla ilgili detaylı bilgiyi başvurmayı düşündüğün okuldan alabilirsin, örneğin bazı okullar son güne kadar kabul alıyorlar. Ama senin yurtdışında olduğunu göz önüne alırsak elini çabuk tutman gerekebilir.

21 Ağustos 2007 Salı

f-1 ( ogrenci vizesi ) nasil alinir?

Ogrenci vizesi alarak amerika`da egitim almak istiyorsaniz yapmaniz gerekenler sunlardir:
Oncelikle gitmek istediginiz dil kursu ya da universiteden bir Kabul almaniz gerekmektedir. Bunun icin gitmek istediginiz okulun sizden isteyecegi bir takim belgeler olacaktir; bunlari okulun web sayfasindan ya da ilgili kisiye mail atarak ogrenebilirsiniz.ama genel olarak istenen evraklarin ayni oldugunu varsayarak size adim adim nasil basvuracaginizi anlatacagim.
1. okulun web sayfasindan indireceginiz basvuru formunu doldurun. Form ingilizce karakter kullanarak doldurulacaksa gerekli aciklamalar vardir’ dikkatlice okuyun.
2. kursun hangi tarihte baslayacagini ve basvurunun hangi tarihte son buldugunu iyice ogrenin. Basvuru tarihinden once gerekli evraklarin okula ulasmasi gerektigini unutmayin.
3. mali durumunuzu gosteren bir belge hazirlayin. Bu belge sizing masraflarinizi karsilayacagini taahhut eden bir yakininiz tarafindan yazilan bir mektup ve bu sahsa ait banka hesap bilgileri olabilecegi gibi; sizin adiniza ve egitiminiz suresince yeterli olacak miktarda para bulunan bir hesap cuzdani ya da banka tarafindan yazilmis bir teminat mektubu olabilir.
4. yine okulun istegine bagli olarak fotograf ya da ingilizce olarak hazirlanmis bir ozgecmisiniz gerekebilir.
5. turkiye`de mezun oldugunuz universiteden alacaginiz transcriptiniz. Ingilizce ya da turkceden ingilizceye yeminli bir tercuman tarafindan cevrilmis turkce orjinal not bildirim cizelgeniz.

Bu evraklari son basvuru tarihinden once okula ulastirmaniz gerekmektedir. Eger son basvuru tarihine az bir zamaniniz kalmissa ups vb. Posta servisleri ile 4 gun icinde basvurunuzu gonderme sansiniz oldugunu unutmayin.

Basvurunuzu yaptiniz peki simdi ne yapacaksinizi? Vize basvurusunda bulunmak icin okuldan gelecek olan Kabul belgesine ( i-20) ihtiyaciniz olacak. Ancak bu belge gelene kadar siz de bos durmayin ve bir taraftan digger evraklari hazirlamaya baslayin. Gelelim vize basvurusunda gerekli olan evraklara:

· En az alti ay geçerliği olan bir pasaport, varsa eski pasaportlar : pasaportunuzun egitiminiz bitinceye kadar gecerli olmasi ornegin dort aylik bir kursa gidiyorsaniz en az alti ay ya da daha sonrasinda suresinin bitiyor olmasi
· Vize başvuru formları (DS 156, DS 157ve DS 158) : bu uc formun da eksiksiz bir bicimde doldurulmasi gerekmektedir. Basvuru formlarini doldururken dikkat edilmesi gereken bir kac husus bulunmaktadir. Kisaca bunlara deginelim. Formlar siyah ya da mavi renk murekkepli kalemle doldurulabilir. Turkce karakter kullanilabilir. Yazmak istedikleriniz forma sigmadigi takdirde ilave bir kagit kullanabilirsiniz. Cevabi olmayan sorulari bos birakmak yerine YOK ifadesini kullanmalisiniz. Vize gorusmesinden hemen once formlari alirken yetkili kisi yalnizca bos soru olup olmadigina bakmaktadir. Sorulari en dogru bicimde cevaplamalisiniz. Ornegin askerligini yapan kisiler formda silahli egitim alip almadiklari sorusuna evet cevabini verip askerlik sirasinda aldiklari aciklamasini yapmalidirlar. Ikamet adresi su anda ikamet edilen yer olarak belirtilmelidir. Ogrenci iseniz ogrenci oldugunuz calisiyorsaniz calistiginiz yer vb. Bilgiler en dogru sekliyle yazilmalidir.
· Bir adet 5cm*5cm, arka fonu beyaz fotoğraf : fotograf ile ilgili gerekli aciklamalar elciligin sitesinde yer almaktadir. Eger bulundugunuz yerde bu isleri bilmeyen bir fotografci varsa bu bilgileri vererek saglikli sonuc elde edebilirsiniz.
· Vize randevusu için İş Bankası'na 16 USD yatırılarak PIN numarasının alınması: elcilgin web sayfasinda yer alan telefon numarasini arayarak kredi kartiniz ile online odeme yapabileceginiz gibi herhangi bir isbankasi subesine giderek vize basvuru diyerek odeme yapabilirsiniz. Unutmayin odemeyi yaptiktan bir gun sonra randevu almak icin telefon acabilirsiniz
· Vize başvuru ücreti: USD 100 (Herhangi bir FORTIS bankasina yatırılacak): bu bedel vize gorusmesine gitmeden once herhangi bir zamanda yatirilabilir, onemli olan gorusmeye giderken yaninizda odendi dekontunu bulundurmaniz
· (I-20)Gideceğiniz eğitim kuruluşundan alınmış olan; kurs bedelini, bu bedelin ödenmiş olduğunu, nerede kalacağınızı, bu konaklamanın bedelini, haftada kaç saat ders alacağınızı ve kursun hangi tarihler arasında olacağını gösterir kabul belgesi : basvuru formlarini okula gonderdikten sonra en gec bi hafta icinde elinizde olacaktir.
· SEVIS ücreti yatırıldı belgesi : i-20 formunuz geldikten sonra formda yer alan bilgilerinizle birlikte bir defaya mahsus olmak uzere 100 dolar yatirmaniz gerekmektedir. http://www.fmjfee.com/ adresine girerek kredi kartinizla bu odemeyi yapin ve islem sonunda odeme yaptiginiza dair ciktiyi almayi unutmayin
· Mezun olduğunuz eğitim kurumundan aldığınız Diploma veya Çıkış Belgeniz (İngilizce noterden tasdikli sureti), öğrenciliğiniz devam ediyor ise öğrenci belgeniz ve varsa sahip olduğunuz sertifikalar
· Transkript (İngilizce tasdikli sureti)
· İngilizce öğrenmek için herhangi bir lisan kursuna gittiyseniz, aldığınız sertifikanınız; yada sertifika almadıysanız, dershaneden alınmış, kursa devam ettiğiniz tarihleri açıklayan bir mektup
· Mali durumunuzu gösteren Banka Mektubunuz ,Ortalama 20.000 usd civari olmali (gozuken miktar vize basvuru esnasinda ve vizeyi alacaginiz ana kadar bankada bulunmali)
· Ailenize veya size ait banka cüzdanlarınız
· Ailenizde çalışan fertlerin maaş bordroları veya iş sahibi iseler iş yerleri ile ilgili evraklar (ticaret odası faaliyet belgesi, vergi levhası fotokopisi, imza sirküleri fotokopisi, sicil gazetesi fotokopisi)
· Sizi finanse edecek bir şirket varsa bu şirkete ait ticaret odası faaliyet belgesi, vergi levhası fotokopisi, imza sirküleri fotokopisi, sicil gazetesi fotokopisi; sizin tüm okul ve yaşam masraflarınızın karşılanacağının taahhüt edildiği ve bir şirket yetkilisince imzalanmış mektup ve varsa şirketin son iki aylık banka cüzdanlarının fotokopileri.
· Malvarlığınızı göstereceğine inandığınız belgeler varsa, bunların fotokopileri;( tapu, arac ruhsati, hisse senedi v.b. anne, baba,dedeniz vb akrabanizin üstüne kayıtlı mal varlığı da olabilir. )
· Çalışıyorsanız, SSK işe giriş bildirgeniz, çalıştığınız şirketin ticaret odası faaliyet belgesi, vergi levhası fotokopisi, imza sirküleri fotokopisi, sicil gazetesi fotokopisi, birkaç aylık maaş bordronuz ve görevinizi, gelirinizi, gösterir mektup.
· Su an calistiginiz muesseden ( İngilizce olarak) bir yilligina Amerikaya dil ogrenimi icin izinli olarak,ayrildiginizi ve donuste yine ayni yerde calisabileceginize dair mektup
· Ucak rezervasyonlari
Tum bu belgeleri hazirlayarak gitmeniz vize alma sansinizi artiracak oldugu gibi reddedilme ihtimaliniz oldugunu da aklinizdan cikarmayin. Turkiye`deki baglariniz ne kadar guclu olursa, mali durumunuz ne kadar iyi olursa vize alma sansiniz da o derece yuksek olacaktir.
Hepinize basarilar
11.03.2006
Baltimore, MD

20 Ağustos 2007 Pazartesi

Boys of Baraka filmi üzerine


Yakın dostlarım zaman zaman amerika'da neler gördüğümden çok neler yaptığıma dair haberler almak istiyorlar. Kimi zaman günlük hayatta başımdan geçenleri bir kenara kaydetsem sanırım ilerisi için oldukça istifade edebileceğim notlara sahip olurdum diye de aklımdan geçirmiyor değilim. Amma ve lakin gerek yoğun tempodan gerekse bu düşüncenin bireysel öncelikler sıralamasında bir türlü üst sıralara çıkamıyor olmasından pek çok şey gibi arka plana atıyorum.

Malum, bu ülkede eğitimle bir şekilde münasebetimiz var. Bir yandan okuyor, öğreniyor, bireysel gelişimimizi sürdüyor, diğer yandan da öğretmeye gayret ediyoruz. Bildiğimiz bir şey yok, sadece bir ara geçirgen işlevi görmeye çalışarak zamanında hazmettiklerimizi bir başkasına aktarıyoruz.


Başlıkta sözünü etmeye çalıştığım filme dönecek olursak, Amerika'ya dair derinlemesine bir analiz yapma isteğimin bu ve benzeri yaşanmış olaylarla pekiştiğinde gerçeğe daha yakın tahlilere dönüşeceğinin altını çizmek isterim.

Evvela, sizlere kısaca bu belgesel filmden söz edeyim. Baltimore, Amerikanın en yoğun zenci nüfusuna sahip şehirlerinden bir tanesi. Vakti zamanında Sivil Savaş yıllarında, güneyde köle olarak çalışan zenciler, kuzeylilerin özgürlük yanlısı olduğunu öğrendiklerinde kuzey-doğu'daki bir kaç eyalete sığınmak için kaçmaya başlamışlar. Bu dönemde zencilere sonuna kadar kapılarını açan şehirlerden biri de Baltimore olmuş. Zamanla artan zenci nüfusu, Baltimore'un siyahi yoğunluğunun kontrol edilemez bir boyuta gelmesiyle artk ciddi bir probleme dönüşmüş. Zenciler, uyuşturucu kullanıp sokakta bunu satmakla yalnızca kendilerine zarar vermeyip aynı zamanda hırsızlık, adam öldürme, silahlı soygun gibi suçlarla artık şehrin güvenliğini de ciddi bir biçimde tehdit eder hale gelmişler. Hapishaneler artık mevcudun üzerinde kapasiteyle dolmuş. Devlet bu konuda bir şeyler yapma vaktinin geldiğinden hareketle konuya bir kaç değişik açıdan çözüm önerileri getirmeye çalışmış.

Bunlardan bir kaçını sıralayalım:

1. Her şeyin eğitimden geçtiği varsayımıyla bu bölgelerde çalışacak öğretmenlerin maaşlarını astronomik rakamlara yükseltmişler, ancak güvenlik gerekçeleriyle talep fazla olmamış.

2. Zenci nüfusun yoğun olduğu bölgelere beyaz Avrupalı göçmenleri yerleştirme politikası geliştirilmiş, hatta bu göçmenlere Ahiskalı türkleri de katmak gerekir ki bu da sorunu çözecek gibi görünmüyor. Zira az bucun durumunu düzelten aile bu mahallelerden kaçıyor ve daha temiz nüfusun olduğu yerlere yerleşmeyi düşünüyor.

3. Eğitimde bir takım radikal almak durumunda kalmışlar ki, sözü geçen film de bu projelerden birini ele almakta.

Baltimore'da lisede okuyan öğrencilerin yüzde 76'sı mezun olamıyor. Evet, yüzde 76 gibi çok ciddi bir oranda öğrenci okulu bitiremiyor. Amerikan eğitim sistemini az buçuk bilenler bunun ne denli vahim bir durum olduğunu anlayacaklardır. Zira amerika'da herhangi bir public school'a ( devlet okulu) afedersiniz esseği bağlasanız mezun olur. Zaten sınıfta kalma sistemi diye bir konu mevzu bahis değil. Öğrenciler, belli temel bilgileri alsınlar, nasıl olsa hesap makinesi var, teknolji var, para üstünü bile saymaya ihtiyaç duymayan hatta bunu yapamayan birer robot olarak mezun oluyorlar. Konumuz bu olmadığı için daha fazla detaylandırmak istemiyorum. Yüzde 76'nin içine okuldan defalarca atılanlar, eyalet içinde bir daha herhangi bir okula alınmaması kararı verilenler, hapse girenler ve bir şekilde hayatını kaybedenler de dahil.

Böyle bir ortamda sadece hayatta kalma mücadelesi veren 10 öğrenciyi seçiyorlar ve iki yıllığına Kenya'da Baraka School adında yatılı bir okula gönderiyorlar. Niçin Kenya, çünkü orası bir Afrika ülkesi ve bu çocukların ataları nihayetinde Afrika'dan gelmişler.

Okulun öğretmenleri Amerikalı, okulda zaman zaman elektrik kesintileri şu kesintileri oluyor. İnternet televizyon ya da diğer teknolojik imkanlar yok. Çocuklara zaman zaman halkın yaşadığı durum gösteriliyor ve bakın bu insanların yiyecek yemekleri, elektrikleri ve suları yok deniyor.

Çocuklar ilk başta durumu kabullenmekte zorlanıyorlar. Hakikaten amerika'da yaşayan herhangi bir insanı alıp böyle bit ortama koysanız bir hafta dayanamadan çekip gider.
Okuldaki eğitim sistemiyle ilgili anlatılacak çok şey var ama en iyisi filmin kendisini izleyip görmek diye düşünüyorum.

Okul birinci yılın sonunda güvenlik nedenlerinden dolayı kapanıyor ve bu çocuklar Baltimore'da eski okullarına geri dönmek zorunda kalıyorlar. Tüm bu süreç başından sonuna kadar belgesel olarak kayda geçiriliyor ve çocukların eski okullarına döndükten sonra hayatlarının yine eskisi gibi olduğu gerçeğiyle film noktalanıyor.

Filmin resmi web sayfasına gitmek için burayı tıklayın: http://www.theboysofbaraka.com/

Film hakkında daha ayrıntılı bilgi almak, çocukların bugün ne halde olduklarını öğrenmek istiyorsanız PBS'in ilgili sayfasına gitmek için tıklayın.

http://www.pbs.org/pov/pov2006/boysofbaraka/

Peki, filmi nereden temin edebilirim diyorsanız da burayı tıklayın.
http://www.netflix.com/Movie/The_Boys_of_Baraka/70044382?trkid=188469

Amerikan Eğitim Sistemi üzerine...

Önceki yazıda kısa da olsa bir giriş yaparak Amerikan eğitim sisteminin mevcut durumuna dair değerlendirmelerde bulunmuştuk. Bu yazımızda biraz daha somut örnekler üzerinden giderek ülkemiz eğitim sistemi ile kıyaslamalarda bulunacağız. Başta hatırlatmakta fayda var, yazımız daha ziyade üniversite öncesi eğitim devrelerine yoğunlaşacaktır.

Evvela çoğumuzun düşmüş olduğu bir yanılgıyla söze başlamak isterim. Şöyle ki, sanılanın aksine Amerikan Eğitim Sistemi dünya sıralamasında Asya ve Avrupa ülkelerinden fersah fersah geride. Özellikle de Matematik ve Fen alanlarında gözle görülür bir fark var dünyanın diğer milletleri ile kıyaslandığında. Dünyanın hemen her alanında en önde olduğu düşünülen bir süper gücün eğitimde bu denli kanayan bir yaraya sahip olmasının elbette farklı nedenleri olacaktır. Ancak ben bu yazıda belki biraz daha akademik çalışma gerektiren bu konuya dair kişisel gözlemlerimi sizlerle paylaşacağım.

Zorunlu Eğitim
Amerika”da zorunlu eğitim 12 yıl (ana okulu bu 12 yıla ilave edildiğinde toplam 13 sene oluyor). Ancak zorunlu eğitim 16 yaşından sonra kişinin kendi tercihine bırakılıyor ve dileyen lise eğitimini yarıda bırakabiliyor. Ülkenin güvenlik açısından problemli bölgeleri dışında genel eğilim liseden mezun olma yönünde.

Taşımalı sistem
Devlet okullarının en belirgin özelliği her öğrencinin taşımalı sistem ile evlerinden alınması ve bunun karşılığında herhangi bir ücret talep edilmemesi. Sarı renkli uzun okul otobüslerini sabahın erken saatlerinde yollarda görmek mümkün. Okul otobüsleri trafikte akıl almaz önceliğe sahip. Otobüsler yolda öğrenci indirip bindirmek için durduğunda yolun her iki tarafındaki araçlar durup otobüs”ün tekrar hareket edeceği ana kadar beklemek durumundalar.

Eğitim masrafları
Her şeyin parayla satın alındığı bu ülkede devlet okulları ücretsiz. Okul servisi, öğlen yemeği ve ders kitapları da ücretsiz olarak sunulmakta. Ders kitapları okula ait olup her yıl sonunda tekrar okula iade edilmek mecburi bulunmakta.

Özel Okullar / Private Schools
Eğitim ve kalite denilince ülkemizde aklımıza öncelikle özel eğitim kurumları gelmektedir. Aynı kaide eğitimin ücretsiz olduğu Amerika”da da geçerli. Özel okul deyince amerikada birden farklı yapı söz konusu. İlki dini bir kimliği bulunmakla birlikte eğitim müfredatını takip eden okullar ve Secular yani herhangi bir dini vurgusu bulunmayan özel okullar.

İlk grubun en öne çıkan okulları hiç şüphesiz Catholic schools. Her ne kadar öğrenci sayıları gitgide azalsa da hala ülkenin en yaygın özel okul zincirine sahip. Ardından Yahudilere ait özel okullar ve tek tük de olsa Islamic schools bu grup içerisinde değerlendirilebilir.

Dini hassasiyetleri olan ancak öğrencilerini dilediğine inanmakta serbest bırakan Quaker okulları ise bu iki grup arasında düşünülebilir. Quaker’lar “Tanrı içimizdedir” diyerek kendilerini klasik hristiyan inancından ayıran ve İngiltere”den Yeni Dünya’ya göç ettikten sonra kurdukları eğitim kurumları ile günümüze kadar varlıklarını sürdüren bir topluluk. Günümüzde 20’den fazla eyalette Friends School adındaki okullar zincirine sahipler ve dudak uçuklatan yıllık kayıt ücretine rağmen üst gelir grubuna mensup ailelerin tercihi durumundalar.

Özel Eğitim / Special Education
Special Education olarak da bilinen bu kavram Amerikan devlet okullarında başlı başına bir uzmanlık olarak değerlendirilmekte. Özel eğitim denilince kast olunan şey “yetersiz ya da özel ilgiye muhtaç” çocuklara verilen eğitim. Bu çocuklar genellikle normal sınıf ortamından alınıp daha az öğrencinin bulunduğu özeşl sınıflara yerleştirilip yavaşlatılmış eğitime tabi tutuluyorlar. Burada amaç, öğrencinin zorlandığı konuları oldukça basite indirip konuları hazmederek ilerlemesini sağlamak ve normal bir sınıfta kendini aptal gibi hissetmesinin önune geçmek. Bu durum özellikle algılama gücü zayıf olan çocukları sürekli basit problemlerle meşgul ettiği için lise son sınıfa gelmiş bir çok öğrencinin hala ilkokul düzeyinde bilgilere sahip olması gibi ilginç sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.

Amerikalı Öğretmenler
Evet, yukarıda kısaca ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığımız eğitim sisteminin hiç kuşkusuz en büyük bileşeni de öğretmenler. Amerikan kültürüyle yetişmiş herhangi bir milletten dahi olsa öğretmenler hakkında bir kısım genellemelerde bulunmak sanırım çok da yersiz olmasa gerek. Maddeler halinde üzerinden geçecek olursak:
1. Amerikalı bir öğretmen çalıştığı müddetçe maaş alır. Anlaşması, bir yılda alacağı tutar olarak hesaplanır ve 10 ay boyunca maaş alır.
2. Kalan iki ayda maaş alamayan öğretmen eğer aldığı maaş tatmin edici değilse kendine yaz ayları için kendine ek iş bakar. Çoğunlukla gazetelere çocuk bakıcılığı türünden ilanlar verenler ilkokul öğretmenleridir.
3. Sene başında yapılan sözleşmenin dışına çıkmazlar. Ne bir dakika eksik ne de bir dakika fazla çalışırlar. Bizdeki memurlar gibi saatleri dolduğunda bir anda ortadan kayboluverirler.
4. Amerikalı öğretmenler özellikle ilkokul 1,2 ve 3. sınıflarda manipulative denilen öğrenmeye yardımcı olduğuna inandıkları oyuncaklar, sayı küpleri ve duvar kağıtlarına çok önem verirler. Belki de sırf bu yüzden bizim birinci sinifta öğrendiğimiz çarpım tablosunu çocuklara öğretmeleri üçüncü sınıfı bulur.
5. Amerikalı öğretmen ders kitabını bitiremez.
6. Bir derste verebileceği konuyu bir haftaya yayıp güya çocukların daha iyi anlamasını sağlar.
7. Amerikalı bir öğretmene çocuğunuzun durumu sorduğunuzda “He is doing very well” yanıtını alırsınız. Çocuğunuzun inanılmaz gelişme göstermekte olduğunu söyler, buradan kendine pay çıkarır ve çocuğun ileride karşılaşacağı sorunları pek de umursamayarak gününü doldurmaya bakar.

Amerikan Eğitim Sisteminden seçmeler:
1. Küçük yaştan itibaren öğrencilere aşırı bir kendine güven aşılarlar. Bu yüzden çocuklar, toplum önüne çıkmak, konuşma yapmak gibi meziyetler kazanırlar.
2. Öğrenciler serbest kıyafet uygulamasıyla bu özgğüvenlerini pekiştirirken, aynı zamanda öğretmenin karşısındaki rahat tavırlarıyla da cool olma özentisi içine girerler.
3. Matematik dersleri tamamiyle hesap makinesi üzerine inşa edilmiştir. Öğrencilere orta okuldan itibaren hesap makinesi kullandırtmaya başlarlar ve böylelikle tembelliğe alışan öğrenci 3 kere 5 kaç eder sorusuna bile hesap makinesiyle cevap vermeye kalkar.
4. Ders kitapları inanılmaz kalındır. Türkiye’de tüm ortaokul müfredatını kapsayacak kadar kalınlıktaki bir kitap Amerika’da sadece bir yıl boyunca kullanılması öngörülen bir kitaptır. Ders kitapları (özellikle matematik ve science) rengarenk, kuşe kağıda basılmış, her konunun başındakı oyunlarıyla sözüm ona eğlenceli bir hale getirilmiştir.
5. Ders kitabında yer alan tüm aktiviteleri yapmaya kalkarsanız asla senenin sonunu getiremezsiniz.
6. Ders aralarında tenefüs yoktur, sadece öğrenciler defter ve kitaplarını almak için dolaplarına giderler.
7. Öğrenciler wc ihtiyaçlarını gidermek için ders ortasında izin isterler.
8. Normal dersler bittikten sonra, isteyen öğrenciler “after school” da denilen okul sonrası klup, spor, özel ders alma gibi aktivitelere kalabilirler.
9. Amerikan kültürünün bir diğer yansıması olarak öğretmen sınıfa girdiğinde öğrenciler ayağa kalkmazlar. Onun yerine dışarda beklerler.

Referanslar : Bu yazı tamamen kendi gözlemlerimden yola çıkılarak yazılmıştır. Herhangi bir bağlayıcılığı olmadığı gibi herhangi bir kaynaktan istifade edilmesi de söz konusu olmamıştır.